THE DRAMA: BİRİNİ TANIMAK ONU BİLMEK MİDİR? 

Bir çiftin tanışmasının hikayesiyle başlayan The Drama filmi, benim için birini nasıl tanırız? sorusu etrafında şekillendi.  Birini tanımak gerçekten onun hakkında "bilgi sahibi olmak" mıdır? Hikaye, Charlie’nin sevgilisi Emma hakkında tesadüfen edindiği, zihnini altüst eden yeni ve sarsıcı bir bilgiyle başlar. Bu andan itibaren Charlie için tanıdığını sandığı kadın gitmiş, yerine çözülmesi gereken tekinsiz bir muamma gelmiştir. Film, bizi de Charlie ile birlikte "Emma aslında kim ve nasıl biri?" sorusunun tekinsiz girdabına çekmektedir.

Charlie’nin bu yeni durumla baş etme yöntemi, modern insanın en büyük yanılgısını gözler önüne seriyor: Bir insanı durmaksızın analiz ederek, onun hakkında veriler toplayarak hakikatine ulaşabileceğini sanmak. Charlie, Emma’nın davranışlarını, geçmişini ve tepkilerini parça parça inceleyerek, neredeyse Emma'yı sökerek onun hakikatine erişmeye çalışır. Fakat bu saplantılı arayış, Emma’yı tanımasını sağlamadığı gibi, Charlie’nin kendi zihninde kayboluşuna yol açar. 

Filmin asıl çarpıcı kırılması ise tam bu noktada gizli. Seyirci olarak biz başlangıçta Emma’nın sakladığı sırrın tekinsizliğine odaklanmışken, hikayenin sonunda asıl ürkütücü ve öngörülemez olanın Emma değil, Charlie’nin kendisi olduğunu fark ederiz. Charlie'nin Emma'yı sürekli analiz etmeye çalışarak onun hakikaten nasıl biri olduğu sorusuna cevap ararken kendini kaybedişini izliyoruz.  Bir insanı tamamen haritalandırma, onu zihinsel olarak ele geçirme ve sınırlarını belirleme arzusu, Charlie’yi Emma’nın geçmişinden çok daha karanlık bir noktaya taşıyor. Film, ötekini tamamen bilme istencinin nasıl bir yabancılaşmaya dönüşebileceğini Charlie’nin o obsesif bakışlarında gösteriyor.

Ancak film, Charlie'nin tekinsizliğinde son bulmuyor. Emma karakteri üzerinden birini nasıl tanırız? birini tanımak nedir? soruları yeniden ele alınıyor. Emma, Charlie’nin bu sınır ihlali yapan, yaralayıcı hamlelerine karşı onun yaptıklarını analiz etmeye çalışmıyor, hesap sormuyor ya da bir suçluluk hiyerarşisi kurup özür beklemiyor. Aksine Charlie’yi, yapıp ettiklerinin doğal bir sonucu olarak üzerine yapışacak o yargılayıcı bakıştan tamamen azade ediyor. İlişkilerde sıkça duyduğumuz "Ben seni hiç tanıyamamışım" cümlesi yerine "Merhaba ben Emma" diyerek yeniden tanışmak istiyor.

Emma, birini tanımayı geçmiş verilerin toplamına indirgemek yerine, insanı her an, her yeni temasla yeniden var olabilen bir imkan olarak görüyor. Emma'nın bu beklenmedik hamlesi, aslında insanın hiçbir zaman dondurulmuş, sabit ve tüketilebilir bir bilgisi olmadığının idrakını taşıyor. Emma, bilginin bittiği yerde başlayan o tekinsiz boşluğu bir tehdit olarak görmek yerine, ötekinin bilinemezliğine rıza gösteriyor. Birini tanıma illüzyonunu rasyonel akılla çözmeye çalışıp kaybolan Charlie’ye karşılık Emma, ötekinin bilinemezliğini ve dönüşebilirliğini kabul ederek sevgiyi yeniden inşa ediyor.