''Yolu yok, kaderin bu.''

Bu yazıda Türk yönetmen Zeki Demirkubuz'un Masumiyet ve devam filmi Kader adlı yapıtlarını başkarakter Bekir üzerinden inceleyeceğim. Bekir'in aşkı, arzusu ve sevgisini psikanalitik bir bakış açısıyla tartışacağım. 

Bekir en başından beri ‘’başka bir erkeğin kadınına’’ aşıktır. İmkansız aşka tutulmuştur. Burada bilinçdışı olarak Bekir’i cezbeden şey  Öteki adamla arasındaki mücadeledir. Çünkü onu ateşleyen, kışkırtan ondan aşağı ya da üstün olduğunu gösteren Öteki erkekle rekabetidir. Bekir, sever ama arzulamaz Uğur’u. Arzulayamaz. Genç bir erkek annesini nasıl severse öyle sever aslında Uğur’u. Cinsel uyarılma imkansızdır. Uğur’dan hiçbir cinsel talebi de olmaz Bekir’in aslında. Tam da şikayeti buymuş gibi görünür ama cinsel ilişki olmadan ‘’masumiyetini’’ koruyarak sevebileceği bir kadındır Uğur. Hatta Uğur’un fahişeliği de böyle bir alan doğurur Bekir’e. Uğur’a nazaran ne kadar da masumdur (!)

Özellikle erkek çocuk için, anneyle kurulan iilişkinin akabinde babanın devreye girmesi, anne ile baba arasında bir cinsel ilişki olması elbette çok sarsıcı deneyimlenir. Çocuk annesiyle yaşadığı yoğun bebeklikten çıkarken zaten bir hayli hayalkırıklığına uğrar bir de üzerine anneyi babayla paylaşmak durumundadır. Tam burada saplanan erkek çocuklar iki anne kategorisi oluşturur. Kendisinden farklı olarak babasına özel tensel ayrıcalık tanımadığına inandığı iyi anne ve oğluna ihanet eden cinselliği olan kötü anne. 

Bekir’in kaderi ise burada gizlidir. Kader, kaçınılmaz olan, başka bir yolu olmayan anlamındadır. Bekir’in kaderi bu hayalkırıklığına saplanmaktır. Uğur aracılığıyla kendisine bu sahneyi yeniden yeniden yaşatır. Sevilen kadın, başka adama aşıktır, başka erkeklerle cinsel ilişki içindedir ve Bekir sabırla bekler, kaderine razı gelir. Anne, babaya aittir, Uğur, başka adama, başka adamlara. Uğur’la ilişkisi aracılığıyla bu sahneyi yaşatır kendine. Belki kabullenme çabasıdır, yaşamda aldığı ilk yenilgiyi yeniden yeniden kendine yaşatarak hazmetmeye çalışır.