Buffy The Vampire Slayer: Anne Kız İlişkisinde Bedenin İşgali
Buffy the Vampire Slayer dizisinin "Witch" başlıklı bölümünde, lise öğrencisi Amy’nin lisenin ponpon kız ekibine girme çabası etrafında gelişen olaylar anlatılır. Amy’nin annesi Catherine, kendi gençliğinde aynı lisenin efsanevi ponpon kız kraliçesidir. Ancak Amy, annesinin bu görkemli mirasını taşıyacak yeteneğe sahip değildir ve yalnızca yedek listede kalabilir.
Seçmelerin ardından ana ekipteki kızların başına ansızın açıklanamayan, ürpertici belalar gelmeye başlar. Yaşanan bu "kazalar" neticesinde asil ekipteki kızlar devre dışı kalır ve Amy yedeklikten asil kadroya geçer. Buffy ve arkadaşları, bu doğaüstü olayların ardında bir cadı büyüsü olduğunu fark ettiklerinde ilk şüpheli doğal olarak Amy olur. Amy’nin, annesinin yoğun başarısızlık baskısıyla bu yola başvurduğu düşünülür.
Ancak Buffy ve ekibi büyüyü bozmak üzere Amy’nin evine gittiğinde sarsıcı gerçek açığa çıkar: Bedenleri değiştirilen aslında anne ile kızdır. Eşinin evi terk etmesinden sonra Catherine, kızının gençliğini "harcadığını" iddia ederek büyü yoluyla Amy’nin genç bedenine el koymuş, kendi yaşlanan bedenini ise kızına hapsetmiştir. Başından beri lisede Amy olarak izlediğimiz kişi, aslında kızının bedenini işgal etmiş olan annesidir.
Amy, annesinin bedeninde yaşadığı dehşeti şöyle dile getirir:
"Babam gittikten sonra delirdi, kendisini odasına kapattı. Sürekli beni azarlardı; böyle yaşamayı hak etmediğimi, onun yerinde olmanın ne kadar zor olduğunu bilmediğimi söylerdi. Sanırım bunu bana gösterdi. Birkaç ay önce onun yatağında uyandım. Sonra aynaya baktım..."
Bölümün sonunda Amy arkadaşlarının yardımıyla kendi bedenine geri döndüğünde, annenin patolojik öfkesi dökülür:
"Seni ben doğurdum. Bu değersiz iskeleti dolaştırıp adına da hayat demen için kendi hayatımı bir kenara bıraktım!"
Jacques Lacan’ın psikanalitik kuramında Baba, yalnızca biyolojik bir figür değil; anne ile çocuk arasındaki ikili (dyadic) ve narsisistik ilişkiyi kesintiye uğratan Sembolik Üçüncüdür. Baba, koyduğu yasa ve sınırla çocuğun annenin arzusu içinde yutulmasını önler. Bölümdeki en kritik kırılma noktası, babanın evi terk etmesidir. Babanın aradan çekilmesiyle birlikte anne-kız arasındaki simbiyotik ilişkiyi sınırlandıracak "Sembolik Yasa" çöker. Anne ve kızın benlik sınırları belirsizleşir; "sen" ve "ben" ayrımı ortadan kalkar. Anne, kızını ayrı bir özne olarak değil, kendi narsisistik uzantısı (self-object) olarak görmeye başlar.
Annenin terk edilişi, onun özsaygısına ağır bir narsisistik darbe vurur. Anne, kaybettiği narsisistik doyumu ve gençliğini kızının bedeni üzerinden telafi etmeye çalışır. Annenin söylediği "Seni ben doğurdum, kendi hayatımı bir kenara bıraktım" cümlesiyle anne, kızı var ettiği için kızının varlığı üzerinde tam bir mülkiyet hakkı iddia eder. Kız çocuk, doğumuyla birlikte annenin feragat ettiği hayatın "suçlusu" ilan edilir. Annenin kızından beklediği bedel, yalnızca onun beklentilerine uymak değil, metinde radikal ve fantezi düzeyinde somutlaşan bedenin kendisidir. Metapsikolojik açıdan cadılık ve büyü, anne-kız arasındaki yıkıcı ve ilkel sınır ihlalinin fantastik bir metaforuna dönüşür. Anne, kızının gençliğini kendisinden çalınmış bir hak olarak görür: "O bedende ben olmalıyım." Bu durum, annenin kızını ayrı bir birey olarak kabul edememesinin, onun bireyleşme-ayrışma (separation-individuation) sürecine izin vermemesinin ve kızının bedenini tam anlamıyla işgal etmesinin somutlaşmış halidir.
Buffy the Vampire Slayer’ın bu bölümü, fantastik ögeleri kullanarak toplumsal ve psikolojik bir gerçeği açığa çıkarır: Annelerin bitmemiş arzularının, yaşanamamış hayatlarının ve narsisistik yaralarının faturasını kız çocuklarına kesmesi. "Seni ben doğurdum" ifadesiyle meşrulaştırılan bu kuşaklararası aktarım ve mülkiyet arzusu; günlük yaşamda "benim istediğim mesleği seçeceksin", "benim istediğim gibi yaşayacaksın" şeklinde tezahür ederken, dizinin fantastik evreninde tam bir beden hırsızlığına dönüşür. Sınırların çekilmediği, babanın / üçüncünün yokluğunda sembolik ayrışmanın sağlanamadığı anne-kız ilişkisi, yaratıcı ve besleyici bir bağ olmaktan çıkıp özneyi yutan yıkıcı bir büyüye dönüşmektedir.